15 Ağustos 2015 Cumartesi

bir istanbul güzellemesi

istanbulda ilk gece..
yıllar önceydi: meslekteki ilk yılımdı. yenice tanımaya başladığım bir kız öğrencim, konsepti hatırlamıyorum, " öğretmenim çok şımarıksınız" demişti. nasıl bir yüz ifadesiyle hangi ses tonuyla söylemişti tam hatırlayamıyorum. o zamanlarda da çocuklar en az şimdikiler kadar acımasızdı. bu şımarıklık acaba "sevimli" olanından mı yoksa "yaka silkileninden" mi diye üzerinde durmamıştım ancak çok net hatırlıyorum öğrencime " daha önce bana şöylesin, böylesin diyen çok olmuştu bol keseden, ama ilk defa biri şımarık olduğumu söyllüyor" dediğim kulaklarımda. her ne kadar bir öğrencinin öğretmenine söyleyemeyeceği  bir söz gibi gelse de kulağa ( zaman içinde daha nicelerini duyacak, başkalarından işitecek, imalardan çıkarımlarda bulunacak en fenası da gözlerden okuyacaktım :) ), o güne kadar atfedilen özellikler içinde şımarıklık en giyilmek, en takıp takıştırılmak, en yüze göze sürülmek istenilen, ancak en bir türlü yakıştırılamayan, hep bi iğreti duran, bir kaç beden küçük/büyük gelen bir sıfat oldu "şımarık" benim için..
ülkenin neredeyse en gamsiz, en neşeli, en rahat, en güleç insanlarının olduğu bir akdeniz kentinde doğmuş, yetişkin, çalışan, evli ve çocuklu bir kadın olarak 7 yılını ülkenin en gazlanmış, en şişirilmiş, en özgüveni yüksek, en ayrıcalıklı şehrinde geçirmiş bendeniz tipik bir angara bebesi olarak herşey olabilme ancak bir türlü "şımarık" olamama potansiyeline sahibimdir. ankara için akla gelebilecek bütün yakıştırmalar benim için de geçerlidir..
bütün bunlar aklıma hücüm etmişken ben, ben gibi olan ankaradan bi hayli uzakta, belki de ülkenin en şımarık kentindeyim. sevimsiz bir şımarıklık şuursuzca, fütursuzca, edepsizce yükseliyor kat kat, dört bir yanımda..
istanbul, güzelim.. sorun sende değil bende.. sen daha şımarıklarına layıksın..
istanbulda ikinci gece. .
aylardır süren bir taşınma/taşınamama hali sanki yine aylarca sürecekmiş gibi duran bir yerleşme/ yerleşememe haline bırakıyorkendini. istabulla uyanılan ilk sabah;  evin içinde yükselen kat kat koliler, hurçlar ; dışında yükselen kat kat binalarla yarışır gibi. derhal kurtulunmalı hissiyle girişiliyor erkenden işe. vaktiyle duvara monte edilmiş raflarda arz-ı endam eden kitaplarımızın artık yeni bir yuvaları var. dilleri olsa " ne işimiz var bizim tabak çanak rafında biz kitabız derler mi bilmiyorum ama sanki kitap kolileri boşalıp yerlerine yerleşince ben de bi hafifliyorum. tamam bu iş, çoğu gitti azı kaldı hissinden daha iyisi yoktur.
onca kotarılan işten sonra hak ediyoruz çıkıp bir merhaba demeyi yeni şehrimize. evin önünden iki otobüs hattı var.. biri taksime diğeri bakırköye gidiyor.. evden çıkarken ilk gelene atlayıp gitmeyi kararlaştııyoruz. taksim geliyor şansımıza (!). yol uzun biliyoruz.. olsun diyoruz.. alt geçit gibi biryerde iniyoruz. okları takip ediğ çıkıyoruz yerüstene. saat 9:30 suları. ne kalabalık.. daha önce görmediğim yer değil, herşeyi söylemek mümkün, burası neresi, ben neredeyim, şey pardon dilimizi konuşabiliyor musunuz? hayır, asıl siz kimsiniz, afedersiniz geöçebilir miyim, yol verin lütfen demek istiyorum.. anlatamıyorum..
the marmara, taksim anıtı, istiklal caddesi, galatasaray lisesi, limonlu bahçe, çın çın tramvay sesi, sağlı sollu, alttlı üstlü, kıçlı başlı insan akını, baloncuk tabancaları, dondurmacı çanları, çokça ışık, bolca gürültü, bi hayli kötü koku, ama en çok da çocuk (!)
bir çocuk kadın. zayıf, kısa, küçük.. 2-3 yaşlarında bir çocuğu elinden tutmuş sürüklüyor.. diğer yanında 5 yaşlarında bir kız çocuğu, onun da kucağında birkaç aylık bir bebek.. nasıl güzel, ışıl ışıl pırıl pırıl bir bebek. çocuk kadın yere bir bez seriyor, küçük kız bezin yanına oturup, kucağındaki bebeği üzerine bırakıveriyor. bebek gülücükler atıyor belki de annesi sandığı 5 yaşlarındaki kıza.. kız bebeğin yanaklarını okşuyor sefkatle belki de hepimizden daha anne.. yaşıyor o bebek, canlı, kıpır kıpır, gülüyor.. bense gidelim artık burdan diyorum sesime yerleşmesinden korktuğum hıçkırıktan ürkerek..
yaşlıca bir kadın.. dileniyor bilmediğim bir dilde. dilini bilenlerin peşinden gidiyor.. dönüp bakmıyorlar bile ona.ağzımdan gayri ihtiyari dökülen ' kendi insanları sonuçta, nasıl böyle kayıtsız kalabiliyorlar" sorusundan utanıyorum..
saat neredeyse 11. eve dönmek için otobüs bekliyoruz.. bir an önce eve varıp uyuyup unutulmalıksın istanbul.. çirkinsin ve pis kokuyorsun..
istanbulda üçüncü gece..
artık ince işe geçilebilir. mutfak giysiler ve yatak döşek yerleştirilmeli. bizim için işleri hale yola koymak için son gün zira yarın çocuklar gelecek.. 3 gündür amcalarında kalıyorlar.. onlar evi ve çevreyi bizse onları merak ediyoruz.. öyle özlendiler ki.. canımızı dişimize takıp ev işlerini bitiriyoruz. birsürü eksiğe ve bir türlü kurtulamadığımız fazlaya rağmen.. kah evde kah alışverişte geçen 3 günün ardından ev çocuklar için de hazır. acaba beğenecekler mi, küçük kumlu parka bayılacak, büyük se havuza.. dışarda vakit geçirecek mekanları var.. peki ya odasındaki çekyatı nasıl açıklayacağız bizimkine.. pfff.. ya beğenmezlerse..
aslında bi hayli yorgunuz.. günlerdir yaşanılan tempo hele de istanbul trafiği düşünüldüğünde bizim için çok fazla.. yeni bir şehirde araç kullanmak daha yenice yürümeye başlamaya benziyor.. şaşkın ürkek ve ağır ilerleyebiliyorsun.. istanbul da buna bir de geri geri yürümeyi ekleyebilirsiniz.. o yol birtürlü bitmiyor. yine de gözümüzü karartıp bu sefer ataköy marinaya gitmeye karar veriyoruz.. bi pasta yiyip bir çay içeriz diyoruz.. eee bir de deniz havası alırız ohh mis..
deniz? hangi deniz? marina dediğin bildiğin marinaymış :) büyüklü küçüklü yatlardan denizi görmek de kokusunu almak da pek mümkün değil.. ama biz marinaya bulaşacağımıza kenarından dolaşmayı yeğleyip vapur iskelesine varıyoruz.. aaaa sahiden de deniz dedikten sonra bir kafeye oturuyoruz.. dün geceyi getirmemeye çalışıyorum aklıma son model arabasınının kapısı açılarak inenleri görünce ama mümkün değil.. orada olmamaları hiç olmadıkları anlamına gelmiyor malesef benim için.. 
zalımsın istanbul
bunları istanbuldaki  ilk haftanın sonunda yazıyorum..
ankaradan kardeşim gelmiş.. ama bana değil..
sen de herkes gibisin İstanbul..


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder